...Son Dakika...

Loading...

Pazartesi, Nisan 18

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR

CİNSEL TEMASLA BULAŞAN HASTALIKLAR

Cinsel Yolla Bulaşıcı Hastalıklar (CYBH)

---Hangi durumlarda cinsel temasla bulaşan hastalıklardan şüphelenilir?
---Cinsel hastalıklar- Nedenleri, belirtileri ve kişilerde oluşturdukları enfeksiyonlar

Gonore (Bel soğukluğu)
Sifiliz (Frengi)
Herpes Enfeksiyonları (HSV, Genital Uçuklar)
Molluscum Contagiosum
Hepatit B
Hepatit C
AIDS (HIV)
HPV ile İlgili Ana Bölüm, HPV nedir?

HPV Enfeksiyonları ve HPV Aşıları
Gardasil (HPV Aşısı)
Cervarix (HPV Aşısı)
Genital Siğil





GONORE

Bel soğukluğu nedir, bel soğukluğu etkeni Neisserria Gonorrhoeae (N. Gonorrhoeae) nedir, Gonore mikrobu kadın ve erkeklerde ne tür hastalıklar yapar, bel soğukluğu belirtileri nelerdir, tanısı ve belsoğukluğu tedavisi nasıl yapılır, Gonore (belsoğukluğu) kısırlık yapar mı gibi soruların cevaplarını bu bölümde bulabileceksiniz.

Gonore (Bel soğukluğu etkeni) nedir?

Gonore, cinsel temasla bulaşan erkeklerde sıklıkla üretrit (idrar kanalı iltihabı) ve bel soğukluğu, kadınlarda ise sıklıkla servisit (rahim ağzı bölgesi iltihabı) yapan bir hastalıktır.

Belsoğukluğu nasıl geçer?Belsoğukluğu doğrudan cinsel yolla geçen bir hastalıktır. Hastalığın etkeni gonokok cinsinden Neisserria Gonorrhoeae (N. Gonorrhoeae) adlı bir bakteridir ("Nayserya Gonore" diye okunur, "Gonore mikrobu" olarak da kısaltılabilir)

Neisserria Gonorrhoeae (N. Gonorrhoeae), mikroskobik olarak "kahve çekirdeği şeklinde" gram negatif bir diplokok bakteridir, yani çiftler halinde bulunur. İlk defa 1879 yılında Albert Neisser tarafından tanımlanmıştır.

Gonore başka ne tür enfeksiyonlara yol açar?
Belsoğukluğu etkeni mikroorganizma (Neisserria Gonorrhoeae) "farenjit" gibi boğaz enfeksiyonlarına da yol açabilmektedir. Bu durum özellikle oral sex yapan kişilerde sorun ortaya çıkmaktadır.

N. Gonorrhoeae aynı zamanda kişilerde konjuktivit (gözde konjuktiva iltihabı), proktit (makad iltihabı), prostatit (prostat iltihabı), üretrit (uretra iltihabı) ve orşit (testis iltihabı) da yapabilmektedir.

Doğum sırasında anneden bebeğine Neisserria Gonorrhoeae geçebilmektedir...
Evet. Daha önceden Neisserria Gonorrhoeae bakterisi taşıyan anneler normal doğum sırasında bebeklerine mikrobu taşıyabilirler.

Yeni doğan bebeklerde gözün "konjuktiva" adı verilen beyaz kısmı enfekte olabilir (konjuktivit) ve bu şekilde "körlük" dahi gelişebilir. Bu yüzden yeni doğan bebeklerin gözlerine doğumdan hemen sonra bir takım antibiotikli göz damlaları damlatılmaktadır.

Dissemine N. Gonorrhoeae (Yaygın Gonore ) enfeksiyonu nedir?
Gonore bakterisinin kana geçerek yayılması ile endokardit (kalbin iç dokusu iltihabı), menenjit ve gonokokkal dermatit-artrit sendromunun gelişmesine "Dissemine N. Gonorrhoeae enfeksiyonu " adı verilir.

Dermatit - Artrit sendromu, ağrısız seyreden cilt döküntüleri ve eklem sıvılarında gonokok bakterine bağlı iltihap gelişmesi ile karakterizedir.

Bel soğukluğu (Gonore) belirtileri nelerdir?
Bel soğukluğu hastalığı sıklıkla kişilerde belirti vermez yani "asemptomatik" seyreder.

Gonore eğer belirti verirse şikayetler 1-30 gün sonra ortaya çıkar.

Belsoğukluğu genellikle cinsel ilişkiden ortalama olarak 4-6 gün sonra belirti vermektedir. Bunlar:

Cinsel organdan (erkekte penis ucundan, kadınlarda vajina içinden) gelen sarımtırak ve kıvamlı sıvı akıntılar (irin gibi)
Pelvik İltihabi Hastalık : Pelvik iltihabi hastalık kadınlarda kısırlık nedenidir.
Adet dışı kanama (Adet düzensizliği)
Kronik kasık ağrıları
İdrar yapma esnasında ağrı, acı ve yanma hissi (Sistit)
Sık idrara çıkma (pollaküri)
Boğaz ağrısı (farenjit) şeklindedir.

Bel soğukluğu nasıl tanınır?
Bel soğukluğu, purelan (irinli) vajinal akıntı, idrar yaparken yanma- sızlama veya kasık ağrısı gibi şikayetlerle gelen hastalarda yapılan jinekolojik muayene ve alınan kültür antibiogram testleri ile tanınabilir.

Bel soğukluğu tedavisi nasıldır?
Bel soğukluğu hastalığı antibiotik tedavisi ile geçebilen bir hastalıktır, ancak bel soğukluğu etkeni penisilin grubu antibiyotiklere dirençlidir.

Bel soğukluğu tedavisinde tetrasiklin, seftriakson ve makrolid grubu antibiotikler tercih edilmektedir. Seftriaxon, üçüncü jenerasyon sefalosporin grubu bir antibiotiktir.

Bel soğukluğu mikrobu taşıyan kişilerde çoğu zaman başka cinsel yolla bulaşıcı hastalıklar da olabileceği için kişilerde STD (Cinsel yolla bulaşan hastalıklar) taraması yapılmalıdır.

Bel soğukluğu mikrobu barındıran kişilerde çoğu zaman Chlamydia mikrobu da bulunmaktadır.

Gonore tedavi edilmediğinde hem kadınlarda hem de erkeklerde kısırlık sebebidir...Gonore tedavi edilmediği takdirde kadınlarda üretra (idrar kanalı) ve fallop tüpleri geri dönüşümsüz zarar görerek sterilite (kısırlık) olabilir.

Bel soğukluğu mikrobu taşıyan erkekler de genital organlara mikrobun yayılması sonucunda kısırlık problemi ile karşılaşabilmektedirler.

Bu nedenle gonorede erken teşhis ile tedavi son derecede önemlidir.





SİFİLİZ (Frengi)


Bu bölümde cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer alan Sifiliz (Frengi) hastalığı ile ilgili bilgileri bulabileceksiniz.

Sifiliz (frengi) nedir, Treponema Pallidum (T. Pallidum) nasıl bir bakteridir, sifiliz (frengi) hastalığının evreleri, sifiliz belirtileri, sifiliz tanısı için kullanılan laboratuar testleri, sifiliz tanısı nasıl konur ve frengiden korunma yolları nelerdir gibi önemli konu başlıkları da bu bölümde yer almaktadır. 


Sifiliz nedir?
Sifiliz (Syfilis), cinsel temasla veya yara yerinden (bütünlüğü bozulmuş deriden) bulaşan ciddi bir bakteriyel hastalıktır.

Vücutta kan yoluyla dağıldığından hayati organlara büyük zararlar verebilir.

Sifiliz (Syfilis) ülkemizde halk arasında "frenklerin hastalığı" anlamında "Frengi" ismi ile de anılmaktadır. Sifiliz ilk çıktığında bir "Hristiyan hastalığı" olarak görülmüştür,

Sifiliz Avrupa'da ve Anadolu'da pek çok yazar tarafından şiir ve romana konu olmuştur.

Tarihte Sifiliz
Frengi, 16. yüzyılda tüm Avrupa ve Asya kıtalarını kasıp kavuran bir cinsel hastalık olmuştur.

16. yüzyılda İtalyan, Almanlar, Polonyalılar tarafından "Fransız" hastalığı, Fransızlar tarafından "İtalyan" hastalığı, Hollandalılar tarafından "İspanyol" hastalığı, Ruslar tarafından "Polonya" hastalığı, Tahitililer tarafından "İngiliz" hastalığı olarak anılmıştır.

Sifilizin bu "milli isimler" ile anılmasının nedeni ise denizciler ve askerlerin gittikleri bölgelerdeki fahişelerle olan temasıdır.

Sifiliz etkeni nedir?
Sifiliz (syfilis) etkeni spiroket türü "Treponema Pallidum" (T. Pallidum) adı verilen bir bakteridir.

Tedavi edilmezse frengi üç değişik evrede kendini gösterir.

FRENGİ HASTALIĞI EVRELERİ


Birinci evre frengi (Primer Sfiliz)
Enfekte kişi ile cinsel temastan sonra 10-90 gün arasında ortalama 21. günde şikayetler görülmeye başlamaktadır.

Olguların % 95'inde genital organ çevresinde "şankr" (chancre) adı verilen sert bir zemin üzerinde ağrısız, sınırlı, yüzeyel ve ülserleşmiş tek bir lezyon vardır. Çok nadiren birden çok lezyon vardır.

Şankr erkekte penis derisi üzerinde veya rektumda, kadınlarda ise vulva (dış genital alan) veya nadiren vajina içinde, rektumda olur. Hastalarda kasık bölgesinde lenf bezi şişmesi (lenfadenopati) olur ve bir veya bir buçuk ayda kaybolmaktadır.

İkinci evre frengi (Sekonder Sfiliz)
Enfeksiyonun kapılmasından 6-8 hafta sonra başlayan ikinci evre en bulaşıcı olan dönemdir. Hastalık başladıktan ortalama 2 ay sonra girilen bu dönem, 3. veya 4. yıla kadar sürebilmektedir.

Frenginin ikinci devresi cilt döküntüleri ile karakterizedir. Bu dönemde göğüste veya kol ve bacaklarda başlayan kaşıntısız döküntüler cilde yayılmakta, bu şekilde el ve ayak içleri, makad koyu kırmızı bir renk almaktadır.

Vulva (kadınlarda dış genital alan) veya skrotum (erkeklerde torbalar) alanlarında geniş, yayvan, beyazımtırak, siğil benzeri lezyonlar görülebilir ki bu lezyonlara "Condyloma Latum" (Kondiloma Latum) adı verilir.

Sifilizde görülen kondilomlar HPV enfeksiyonuna bağlı kondilomalardan farklıdır.

Ayrıca sfilizin ikinci evresinde ateş, boğaz yanması, kilo kaybı, halsizlik, baş ağrısı ve büyümüş lenf nodları izlenebilmektedir.

Latent evre frengi (Gizli Dönemdeki Sfiliz)
Latent (gizli) evrede hastalığın hiç bir klinik belirtileri olmamasına rağmen serolojik testler pozitiftir. Bu dönem erken ve geç latent dönem olarak ikiye ayrılmaktadır.

Erken latent dönem hastalığın alınmasına rağmen iki yıla kadarki dönemde hastalık bulgusunun olmaması, geç latent dönem ise iki yıldan daha uzun bir süre hastalık bulgusunun olmaması ile karakterizedir.

Erken ve geç gizli dönemin ayrılması hastalığın bulaşıcılığı ve tedavi için önemlidir.

Erken latent syfilisde tek doz uzun etkili penisilinler ile tedavi sağlanırken, geç latent syfilisde birden çok sayıda enjeksiyone gerek vardır.

Latent döneme geçen hastaların yarısı üçüncü evreye geçmekte, % 25'i bu evrede kalmakta, % 25'i ise kendiliğinden iyileşmektedir.

Üçüncü evre frengi (Tersiyer Sfiliz)
İhmal edilen veya kesin tanısı konulamayan olgularda hastalık başladıktan 1-25 yıl sonra üçüncü evre başlamaktadır. Bu evre 50 yıl sonra dahi başlayabilir.

Sfilisin bu döneminde kılcaldamarların hasarına bağlı olarak "gom" adı verilen yumuşak şişliklerin oluşması tipiktir. Gomlar, dokudaki inflamasyona bağlı "granuloma" yani reaksiyonel şişliklerdir.

Gomlar iskelet sistemi de dahil olmak üzere vücudun her yerinde ortaya çıkabilir.

Hastalarda sinir hasarına bağlı olarak menenjit, şiddetli ağrılar, felç ve ölüm gelişebilir.

Sifilis belirtileri nelerdir? (Genel belirtiler)
Frengi (Syfilis) 10-90 gün içinde, ortalama 21 günde belirtilerini verir. Bunlar:

  • Şankr (ağrısız, düzgün yüzeyli, kırmızı, temas yeri olan genital bölgede bulunan yaralardır) 
  • El ayasında veya ayak tabanında renksiz lekeler veya çizgiler 
  • Deri lezyonları 
  • Ağızda ve boğazda tahriş 
  • Raş (döküntü)
  • Saçlarda dökülmeler

Konjenital Sifiliz nedir? (Doğuştan Gelen Frengi)
Sifiliz, gebelikte veya doğum sırasında anneden bebeğe geçip bebekte hasar oluşturabilir; buna "konjenital (doğuştan gelen) sifiliz" adı verilir.

Hamilelik sırasında sifiliz saptanması durumunda mutlaka penisilin grubu ilaçlarla tedaviye başlanmalıdır.

Nörosifiliz nedir? Norosifiliz nasıl tanınır?Sifilizin sinirsel tutulumuna "nörosifiliz" adı verilir. Günümüzde antibiotiklerin kullanımı ile norosifiliz görülme sıklığı azalmıştır.

Nörosfiliz frengi hastalığının en kötü komplikasyonudur.

Nörosfiliz günümüzde daha çok tanısı gecikmiş olarak konulanlarda, immun direnci baskılı veya HIV pozitif olan kişilerde daha sık olarak izlenmektedir.

Sinir sistemine bağlı tutulumlarda kişilerde huy değişiklikleri, demans (bunama), Tabes Dorsalis, kısmi veya yaygın felçler oluşabilmektedir.

Beyin omurilik sıvısında lokosit (beyaz kan hücrleri) artışı ile nörosifiliz tanısı konulabilmektedir. Yine beyin omurilik sıvısından VDRL veya FTA-ABS testleri ile de tanı kesinleştirilebilmektedir.

Bazı otörlerin düşüncelerine göre, HIV taşıyıcılığı olan her hastaya lomber ponksiyon yapılarak omurilik sıvısından nörosfiliz taraması yapılmalıdır.

Frengi tanısında kullanılan laboratuar testleri nelerdir? (Syfilis tarama testleri)Sifilis tanısında en sık olarak kullanılan laboratuar testleri:
  • Cilt döküntülerinden T. Pallidum izolasyonu
  • VDRL (Venereal Disease Research Laboratory)
  • RPR (Rapid Plasma Reagin)
  • Neson Testi
  • FTA-ABS Testi
  • FTA Testi (Floresan Treponema Antikor)
  • TPHA Testi (Treponema Hemaglütinasyon)
Bu testler arasında en spesifik (güvenilir) olanlar FTA Testi ve TPHA Testidir.

Sifiliz tanısı nasıl konur? Sifiliz tanısını koymak zordur. Çünkü frengi hastalığı pek çok hastalığı taklit eden klinik görünümler oluşturabilmektedir.

Sifiliz, birinci ve ikinci evrede kişideki cilt lezyonlarından ve bu lezyonlardan alınan örneklerden treponema (T. Pallidum) bakterisinin izolasyonundan konulmaktadır.

RPR (Rapid Plasma Reagin) testi ve VDRL (Venereal Disease Research Laboratory) testleri ucuz olmaları ve hızlı sonuç vermeleri nedeni ile tarama testi olarak kullanılabilir. Ancak VDRL ve RPR daha pek çok rahatsızlıkta da pozitifleştiğinden güvenirlikleri azdır.

Nelson testi, FTA (Floresan Treponema Antikor) testi ve TPHA testi (Treponema Hemaglütinasyon) testi sifiliz tanısını koymada ve tedavinin gidişatını izlemede önemlidir. Bu testler VDRL ve RPR testlerine göre daha iyi sonuçlar verir, ancak daha pahalıdırlar.

Birinci evrede 10. ile 20. günler arasında FTA ve TPHA testleri pozitifleşir, birinci ayın sonuna daoğru Nelson Testi pozitifleşir. Birinci evreden sonra tüm testler pozitifleşmektedir.

Uygun sfiliz (syfilis) tedavileri ile tüm testler negatifleşmektedir.

Sifiliz cilt harici kalbi, damarları, kemikleri, gözleri, beyini ve omuriliği tutabiliyor...
Sifilis tedavi edilmediği takdirde ilerleyerek kalbi tutarak aort damarı iltihabı (aortit) ve aort anevrizması yapabilmektedir. Yine gözleri tutup körlük, kemikleri tutup kemik çöküntüleri yapabilmektedir.

Sifilisin en tehlikeli tutulumu ise "Nörosyfilis" olarak bilinen merkezi sinir sistemine (beyin ve omuriliğe) yerleşmesidir.

Sifilizin merkezi sinir sistemi tutulumuna bağlı olarak Tabes Dorsalis, kısmi veya tüm vucutta felçler ve ölüm gelişebilir.

Sifiliz tedavisi nasıl yapılır?
Erken teşhisle sifilizin tedavisi kesin olarak mümkündür.

Sifilis teşhisi konuldktan sonra tedavisi penisilin grubu antibiotiklerle yapılmaktadır. Özellikle Penisilin G gebelikte dahi rahatlıkla kullanılabilmektedir.

Gebelik haricinde ve penisilin alerjisi olan kişilerde seftriaxon, azitromisin, doxycycline türü alternatif antibiotik tedavileri tercih edilebilmektedir.

Sifiliz (Frengi) korunma yolları nelerdir?
Sifiliz (Frengi) mukoza veya hasar görmüş cilt dokusuna direkt temasla bulaşan bir hastalıktır.

Her ne kadar prezervatif kullanımı direkt teması ve hastalığın geçişini büyük oranda azaltsa da kesin olarak engellememektedir. Çünkü sfiliz genital olmayan organlardan da geçebilmektedir.

Diğer taraftan syfilis (frengi) tuvaletlerden, günlük aktiviteler sırasında temasla veya elbiselerin ortak kullanımı ile de geçebilmektedir.

Çok eşlilikten uzak durmak, ilişkilerde latex prezervatif kullanmak, şüpheli kişiler ile yakın temaslarda bulunmamak ve hijyenik tuvaletleri tercih etmek alınabilecek önlemler arasındadır. 





HERPES ENFEKSİYONLARI (Genital Uçuklar)


Ağızda uçuk, dudak uçuğu, herpes tip 1
HSV (Herpes Simplex Virüsü) erkek ve kadınlarda "uçuk"lara sebep olan bir çeşit virüstür.

(Yandaki resim, ağız çevresinde olan Tip 1 HSV. "Kırmızı sert üstündeki kabarcıklar"ın varlığına dikkat edin.)


Herpes (Uçuk) Tipleri

Klinik olarak uçuklar kişilerde iki ayrı tipte görülebilir:

  • Tip 1 Herpes (Perioral tip): Ağız ve dudak çevresinde kızarıklık üstünde oluşan sulu lezyonlar ile kendisini gösteren tiptir.
  • Tip 2 Herpes (Genital tip): Benzer lezyonlar genital bölgede oluştur. Bu nedenle Tip 2 herpes'e "genital herpes veya genital uçuk" adı verilmektedir. 
Bu bölümde cinsel temasla bulaşma özelliği olan "genital herpes enfeksiyonları" ele alınmıştır.

Genital Herpes (HSV Tip 2) ne kadar sık görülür?

ABD'de genital herpes'in görülme sıklığı % 20'dir. Ülkemizde yapılmış bir araştırmada ise HSV tip 1 'in görülme sıklığı % 86, HSV Tip 2 (genital herpes)'in ise % 5 olarak bulunmuştur.

HSV tip 2 (genital tip) en sık olarak 20 ile 30 yaş arasında karşımıza çıkmaktadır. Maalesef ülkemizde ve dünyada görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır.

Genital herpes nasıl bulaşır? Bulaşma yollarıİki tipi de direkt deriye temasla, masum bir öpücükle (ağız çevresine) veya cinsel temasla (genital alana) bulaşabilir. Bulaşma yukarıda belirtilen lezyonların yokluğunda olmaz, direkt yarayla temas şarttır.


Genital herpes ne tür şikayetler yapar? Belirtileri nelerdir?
Bulgular (semptomlar)

Genital herpes, HSV Tip 2, Genital Uçuk, herpes enfeksiyonu

Genital herpes (uçuklar), virüs ile bulaşmış kişilerde genital alanda kabarcık, kızarıklık, kaşıntı ve ağrı ile kendisini göstermektedir.
(Yandaki resim- bir kadın hastada genital uçuk)

Bazan ise kişi virüsü almış olsa bile sessiz seyredebilir; yani hiç bir bulgu ortaya çıkmayabilir (asemptomatik'tir). Bu, HSV ile bulaşmış kişilerin % 20'sinde görülen bir durumdur.

Ancak virüsü alan kişilerin % 60'ı bu virüsü taşımalarına ve vücutlarında lezyon olmalarına rağmen böyle bir hastalıktan haberdar bile değildir.
Genital herpeste görülen lezyonlar devamlı kalıcı değildir; yani tedavi ile veya kendiliğinden geçer. Ancak çeşitli zaman dilimlerinde tekrarlama (rekürrens) olasılığı yüksektir.

Bulaşma olduktan bir süre sonra kişinin genital bölgesinde "çok şiddetli kaşıntılar" görülür.
Çoğu zaman cilletki bu kaşıntılar derinin mantar enfeksiyonu ile karıştırılarak gereksiz yere kişilerin mantar tedavileri almasına sebep olabilir. Kaşıntılardan kısa bir süre sonra da genital bölge de döküntülü ve bazan ağrılı lezyonlar ortaya çıkar.
Genital sahada ortaya çıkan bu lezyonlar ağızda çıkan uçuklara benzer şekilde olup, kırmızı ve sert bir zemin üzerinde iltihabi akıntısı olan döküntüler şeklindedir.

Kaba etlerde, kasık bölgesinde, penis ve dış genital bölgelerdeki kabarcıklı, bazan ağrılı, sulu ve iltihabi lezyonlarda akla ilk genital uçuklar gelmelidir. Bazan kasık bölgesindeki lenf bezlerinde şişlikler de ortaya çıkabilir.
Yine, bulgulara nadiren ateş, baş ağrısı, halsizlik, bitkinlik ve kas ağrıları da eşlik edebilmektedir.

Herpes Genitalis Enfeksiyonunun Sık Tekrarlanması Psikolojik Şikayetlere Yol Açmaktadır...
Sürekli tekrarlayıcı hastalıkla başetmek zorunda kalan hastalarda zamanla psikolojik yakınmalar; depresyon ve anksiyete (bunaltı) durumları da ortaya çıkabilir. Eşlerine bulaştırma korkusu ile kişilerin zaman içinde kaygı ve endişeleri artabilir, cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir.
Herpes genitalis özellikle evli çiftler arasında ciddi evlilik sorunlarına yol açabilen bir cinsel enfeksiyondur.

Genital herpes (HSV) neden tekrarlar? Rekürrans (hastalığın yenilemesi) nasıl oluşur?
Virüs vücuda girdikten sonra sinir hücrelerine ve sinir köklerine yerleşir. Burada ömür boyu kalıcıdır. Vücut direnci düştüğünde tekrar tekrar reaktive olarak (yeniden aktif hale geçerek) hastalığa özgü bulguları verir ve daha sonra yine ortadan kaybolur.

Genellikle geçirilen ilk enfeksiyondan sonra oluşan reaktivasyonlar (yeniden alevlenmeler) daha az şiddetlidir ve hafif şekilde atlatılmaktadır.


HSV son yıllarda pek çok kişilerde görülen ve yaygınlığı gittikçe artan bir cinsel temasla geçen hastalıktır.

Bir kez enfeksiyonu aldıktan sonra zaman içinde sık sık tekrarlamalardan korunmak için yapmanız gereken bazı maddeler ve almanız geren önlemler bulunmaktadır. Bunlar:

  • Vücud direnciniz (immünite) önemlidir.
Özellikle stres, sigara ve alkol kullanımları vücut direncinizi düşürerek enfeksiyona açık bir hale düşmenize sebep olacaktır. Bu nedenle bu tür alışkanlık yapıcı maddelerden uzak durunuz. Stresle başaçıkabilmeyi öğrenmezide de fayda olacaktır.

  • Vücud direncinizi (immuniteyi) arttırın
İmmunite yani vücud direncini arttırıcı bir takım ilaçları kullanmanızda fayda olabilmektedir.

İmmün sistemi güçlendirici, yan etkisi olmayan ilaçları Hera Klinik'ten de temin edebilirsiniz.

Özellikle sık sık tekrarlayan HSV enfeksiyonları durumunda immün sistemi güçlendirici bir takım doğal ilaçları almanızda fayda olacaktır. Bu tür ilaçlar için hekiminize danışmanızda fayda var.
  • Spor yapmak ve dengeli beslenmek önemlidir. Düzenli egzersiz ile dengeli beslenmeniz bağışıklık sisteminizi güçlendirecek ve stresinizi azaltacaktır. 

  • Hastalığın rekürransını azaltmada düzenli uyku, istırahat ve hijyenin de önemi büyüktür. 

  • Sürtünme nüks olasığını arttırrır.

İlişki sırasında veya masturbasyon ile sürtünme sonucunda hastalığın rekürrans şansı artmaktadır. Cildin uzun süreli kaşınarak tahriş edilmesi (irritasyon) ve ultraviyole ışınlar sonucunda da enfeksiyon tetiklenerek yayılabilmektedir.
  • HIV (Aids'ten) korunun.

HSV ile HIV virüsü arasında bir etkileşim mevcuttur. Bunlardan herhangi bir virüsün varlığı diğerinin bulaşma ve yayılma olasılığını artırmaktadır.
Yani, HSV enfeksiyonları kişilerde HiV (Aids) enfeksiyonunun yayılmasını arttırırken, AiDS enfeksiyonları da vucut direncini baskılayarak herpes enfeksiyonlarının yayılmasını arttırabilmektedir.
Bu nedenle özellikle ileri derecede HSV rekürranslarında HiV testinin de yapılması önerilmektedir.

  • Diğer taraftan HSV enfeksiyonları kadınlarda rahim ağzı (serviks) kanserlerini bir miktar arttırabilirler. Bu yüzden jinekoloğunuzu düzenli olarak ziyaret edip "smear testi" nizi yaptırmanızda fayda olacaktır. 

  • İlişkilerinizde partnerinize karşı dürüst olun
Herpes simplex virüse karşı günümüzde geliştirilmiş bir aşı maalesef bulunmamaktadır. Bu nedenden ötürü aktif herpes enfeksiyonu olan kişiler bunu partnerlerine de geçirme olasılığı taşımaktadırlar. Eğer herpes enfeksiyonunuz aktif ise cinsel ilişkiden uzak durunuz. Aktif olmayan dönemlerde prezervatif ile korunmanızda fayda olacaktır.

Gebelikte Herpes Enfeksiyonu
Türkiye'de Tip 2 herpes enfeksiyonu her 20 kadından birisini etkilemektedir (% 5). Eğer önceden herpes enfeksiyonu geçirmişseniz ve şu an hamileyseniz veya gebe kalmayı planlıyorsanız durumunuzu önceden doktorunuza bildirmenizde fayda olacaktır.
Hamile kalmadan herpes enfeksiyonu geçirdiyseniz bu virüsün hamileliğinizde bebeğinize geçme olasılığı oldukça düşüktür (% 3). Çünkü kanınızda bulunan virüse karşı oluşmuş antikorlar plasenta yoluyla bebeğize geçerek onu nisbeten koruyacaktır.

Hamilelik sırasında ilk kez ortaya çıkan herpes enfeksiyonlarında virüsün bebeğe geçme olasılığı ise daha yüksektir. Kendinizde veya eşinizin genital organında bu tür bir lezyon ortaya çıktığında, mutlaka jinekoloğunuzu ve dermatoloğunuzu görmenizde fayda vardır.
Gebeliğiniz sırasında ilk kez (primer) veya tekrardan (sekonder) ortaya çıkan genital uçuklar konusunda duyarlı olmanız ve doktorunuz bilgilendirmeneniz önemlidir. Bu durumda doğum şekli olarak sezeryan önerilebilir.

Hamilelik döneminde çok zorunlu olmadıkça ilaç tedavileri uygulanmamakla birlikte "karı zararından fazla olacağı düşünülen durumlarda" bir takım antiviral ilaçlar kullanılabilir. Çünkü bu tür ilaçların sınıfı genelde "Kategori C" dir.


Genital Herpes (Uçuk) Tedavisi
Viral hastalıkları baskılamak, çoğalmasını engellemek için kullanılan ilaçlara "antiviral ilaçlar" denir. Aynı HPV enfeksiyonlarında olduğu gibi genital uçuklarda da herpes virusunu (HSV) vucuttan çıkartmak için kesin bir tedavi yoktur; sadece şikayetleri azaltıcı ve hastalığın seyrini kısaltıcı bir takım antiviral krem ve hap tedavileri uygulanmaktadır.
Gecikilmeksizin, hastalığın bulguların görülmesinin hemen sonrasında başlanılan antiviral tedavilerin daha fazla yararı olacaktır.
Rekürranslardan korunmak için bazan uzun süreli (3-6 ay gibi) baskılayıcı düşük doz "antiviral ilaç" tedavileri gerekebilir (Supressif tedavi). Bu şekilde rekürrenslerin % 80-90'ı engellenebilmektedir.

Hastalığın alevlendiği dönemlerde viral lezyonlar üzerinde zaman içinde "ikincil bakteriyel enfeksiyonlar" da gelişebilir; bu durumda bu bölgelere topikal (lokal) antibiyotik kremleri veya ağızdan alınacak (oral) ilaçlar da verilebilir.

Rekürransları engellemek için vucudun "immün siteminin (bağışıklık sistemi) güçlendirilmesi" amacıyla dönem dönem Com Galus, "ekinezya" bitkisinin hapları veya çayları veya immuneks tablet kullanılabilir. Bu tür ilaçları kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

Genital HSV 'den Korunma Yöntemleri ve ÖnlemlerEşe geçiş riskini azaltmak için kondom (prezervatif) kullanımı önerilmektedir. Burada unutulmaması gereken nokta virüsün cilde teması sonucunda geçtiğidir. Yani prezervatif kullanılması her ne kadar geçişi azaltsa da tam olarak engellemeyecektir.
Şüpheli kişilerle cinsel ilişkiden kaçınmak tüm cinsel yolla bulaşıcı hastalarda olduğu gibi önemlidir.
Maalesef kişiler çok hafif bulgular ile Herpes Simplex Virüsü taşısalar, hatta virüsü taşımalarına rağmen hiç bir enfeksiyon bulguları olmasa (asemptomatik durum) bile kendi cinsel partnerlerine hastalığı bulaştırabilirler.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuzu Yapınız !